Öğrenmek Kendini Keşfetmektir.



        Kendini gerçeklemek için kendini keşfetmelisin. Hiç bir keşif bu kadar heyecanlı olmadı. Zihninde keşfedilmeyi bekleyen koskoca bir kıta var. Hadi ona isim ver...
        Bir yeri gezip öğreniyor isek, zihinsel olarak orayı keşfediyoruzdur. Keşif bittikten sonra orayı iyi bir şekilde tarif edebilir, nereden nereye gidilebildiğini söyleyebilir ve çeşitli özelliklerini tarif edebiliriz. Bu bazılarımız için kolay olmayabilir. Şöyle ki; yeni taşındığınız bir bölgeye hemen alışıyor iseniz iyi bir öğrenicisiniz demektir. Düşünelim! Yeni taşındığımız bölgede ilk öğrendiğimiz yerler marketler oluyor. Neden! Öğrenme ihtiyaçlardan doğuyor. Neye ihtiyacınız var ise orasını hemen öğreniyoruz. Bu mekanlarda genellikle; marketler, postahane, bankalar, çarşı pazar, ibadet alanları ve okullar oluyor. Çocuğunuz var ise park ve bahçeler, arabanız var ise park alanları ve yakıt istasyonları vb..
        Öğrenmek için ihtiyaç duyulması gerekiyor. Yemek bir ihtiyaç ama kitap okumak ta sizin için ihtiyaç ise kitapçılar, kütüphaneler ilk sırayı alıyor. Eğlence sizin için ihtiyaç ise eğlence merkezleri ilk öğrenilen yerler oluyor. Doğa ihtiyaç ise o yerler öğreniliyor. Aynı bölgede oturup yan sokaktaki kütüphaneden haberi olmayan çok sayıda birey var.
        Şu an öğrenmeniz gereken dersler sizin için ihtiyacınız değil, fakat diploma ihtiyacınız. O diplomayı alabilmek için nota ihtiyacınız var. Dolayısıyla o dersten geçmeye ihtiyacınız var. Sistem bu şekilde çalışıyor. Sonunda diploma alınınca derslerin bir önemi kalmadığı için unutuluyor. Oysa ki tersi olmalı idi. Dersler ihtiyaç olmalıydı.
        Peki öğrenme nedir? Yeni taşındığımız bölgede bir yere gitmemiz gerekiyor. İlk karşılaştığımız kişiye soruyoruz. Oda bize tarif etsin. Otobüs durağına gidelim, orda da karşılaştığımız kişilerden yardım alalım şu otobüs nereye gider vs. Bindik otobüse her yer yabancı hangi durakta ineceğiz tabi yine yardım alıyoruz, biri yardım ediyor ve otobüsten iniyoruz. Hangi yöne gideceğiz? Karşılaştığımız kişilerden yardım alıyoruz ve sonunda vardık. Şimdi süreci gözden geçirin bu süreç içinde birçok kişi elimizden tuttu. Amacımız direkt olarak hedefe gitmekti ve hedefe vardık. Bir de geri dönmesi var Acaba dönüşte otobüs nerden geçiyor eve yaklaştığımı nasıl anlayacağız bu gibi sorunlar ve yardım alarak eve de dönüyoruz.
         Anlattığım bu senaryoda soru sorduğumuz kişiler, öğretmen, sorularımız ise problem. Dikkat edin öğretmenler elimizden tuttu ve bizim başarı kabul ettiğimiz hedefe ulaştırdı. Geri dönmek içinde onlara ihtiyaç duyduk, İkinci gidişte artık daha az yardım alarak gittik, üçüncü dördüncü derken artık o yolda uzmanlaştık.
        Soru bir; Otobüs bizi A noktasından B noktasına götürdü. Peki A noktası ile B noktası arasında kalan bölgede hangi yaşam merkezleri vardı?
        Soru iki; Taşındığınız yer yabancı bir ülke ve biz oranın dilini bilmiyoruz. Bu problemi nasıl çözerdiniz?
        Soru üç; Hedefinizdeki yerin benzeri yerler nerelerde vardı?
        Soru dört; o yere defalarca gitmenize rağmen sonrasına gitmek aklınıza geldi mi?
        
        Öğrenmek için her şeyi yavaşlatmak gerekiyor. Bir bölgeyi araba ile geziyor iseniz öğrenemezsiniz. Çünkü araçlar sizi hızlı bir şekilde sonuca götürür. Bir de yol konum (navigasyon) sistemi var ise A ile B noktası arasında kalan alan sadece evler ve dükkanlar olarak hızlıca akar.

        Bisiklet ile bunu gerçekleştirmeye çalıştırdığınızda daha çok yer görürsünüz. Hız olarak yavaşlamışsınızdır ama öğrenmeniz artmıştır.

        Peki ya yürümek. 1988 yılında ortaokul öğrencisi iken Bursa’da oturuyorduk. İstanbul’da amcamları (Necati CANDAŞ) ziyarete gidecektim. Bursa terminalinden babam İstanbul arabasına bindirmişti. Maltepe-Gülsuyu köprüsünde inecektim. Muavine çok kere söyledim aman unutmasın diye, kızmıştı ama nihayetinde çocuğum. Amcam karşılayacaktı. Köprüyü geçsem nasıl geri gelecektim. O korku ile bütün köprülerin isimlerini okuyordum. Otobüs yavaşladığında köprüyü çoktan görmüştüm. Bu yolculuk benim için büyük bir şeydi çünkü daha yaşadığım şehrin merkezine bile yalnız gitmemiştim. Sadece kendi oturduğum mahalleme gelen otobüsü biliyordum. Diğer otobüsler benim için bilinmezliğe gidiyordu.

        İstanbul yolculuğu benim için o yaşta milattı. Amcam denize yakın Dragos adında bir bölgede oturuyordu. Sonralarında Amca oğlu (benden yaşça büyük olan Hürkan abim) sana İstanbul’u gezdireyim dedi. Ve bir sabah otobüsle Maltepe’den Kadıköy’e gittik. İnanılmaz güzeldi. Taki o cümleye duyuncaya kadar. Yürüyerek döneceğiz dedi ve ekledi, ”bir yeri öğrenmek istiyor isen yürümelisin”.

         Başladık yürümeye. O yolu hayatımda bir kere gittim. Ama hiç unutmadım. Kadıköy, Moda sahili, Kalamış Marina, Fenerbahçe ve Kurbağalı dere, … Bir gün öncesinde bana hediye ayakkabı almışlardı. Şu anki converse ama çin ayakkabısı deniyordu. Hürkan abim bir gün bunlar o kadar moda olacak ki inanamayacaksın demişti. Ayağımı öyle bir acıtıyordu ki yürüme hızımız iyice düşmüştü. Acılı beş saatin sonunda yolun geri kalanını otobüsle tamamladık.
        
         Demem o ki, hızlı bir şekilde öğrenmeye çalıştığım her şeyi unuttum. Hayatımda yavaş akan her şeyi dün gibi hatırlıyor ve kullanıyorum.

        Bu makalemde ana fikir olarak demem o ki; insan zihnide tıpkı şehirler gibi. Her gün gittiğiniz yerlere dikkatlice baktığınızda binlerce farklılık la karşılaşıyorsunuz. Öğrenmek işte tam da böyle bir şey. Birçok şey biliyorsunuz, o bilgilere yeni bilgiler eklediğinizde bir öncekiler daha da anlamlaşıyor. Alakasız görünen noktalar bir zaman sonra bir resim oluşturuyor. Ve o resmin oluşabilmesi için iki bilgi arasında ki yolu yürüyerek değil sürünerek gitmeniz gerekiyor. Yolun sonunda zihninizde inanılmaz keşifler yapıyorsunuz. Kendi zihninizin kaşifi olmanız dileğiyle. 20 Kasım 2018 – Muhammet Candaş.

Görseller